35 C
Diyarbakır
Salı, Haziran 22, 2021

KÜRD ULUSAL SİYASETİ ve KURUMSALLAŞMA ZORUNLULUĞU

Yaklaşık okuma süresi: 4 dakikaDavut BİLİNMİŞ

Siyaset; farklı çıkarlar arasında bölünmüş toplumların, şiddet içermeden özgür tartışma yoluyla yönetilmesidir.

Diğer bir ifade ile siyaset; anayasal sözleşme (demokratik ülkelerde) ile temellendirilen devlet yapısının, hukuk, demokrasi ile çerçevelenerek, toplumsal katmanların ekonomik ve siyasal olarak sevk ve idare edilmesine, yönetilmesine talip olma organizasyonu ve örgütlenmesidir.

Yukarıdaki tanımlamalar tek ulus ve farklı etnik yapı ve inançların olmadığı devletlerde hayat bulması zor değil, geriye ülke içindeki sınıf ve katmanların uygulamalardan alacağı gayri safi milli hasıla payında ve paylaşım konusunda sorunlar çıkabilir, verilecek sınıfsal etkinlik ve mücadelelerle, sosyal devletin kurumsallaşması ile çözülebilir bir durumdur.

Çok uluslu ve çok inançlı ülkelerde durum farklılık göstermektedir, toplumsal sözleşme olan anayasa çoğulculuk gözetilerek, ülkede var olan bütün ulus ve dini inançların ihtiyaçlarına göre hazırlanır, bu da o ülke için farklı kültür ve inançların hayat bulması ile zenginleşme sebebidir.

İleri demokrasi ile idare edilen ülkelerde, tarihten gelme bir varlık olmazsa dahi sonradan gelen farklılıklara, her türlü hizmeti vererek, dil, kültür ve sosyal varlıklarını kazanarak ekonomik ve kültürel zenginliğe dönüştürmektedirler.

Farklılıkları neden koruyup geliştiriyorsunuz dedikleri zaman, verilen cevap bu insan olmaktan kaynaklanan bir hak ve aynı zamanda ülkemize katma değer sağlayan zenginliktir deniliyor.

Kendileri dışındaki ülke, devlet ve toplumlara bunu önerip önermedikleri ve aksi durumlara göz yumduklarını ve benzer durumda yaşayan, Kürdlerin yaşam standartlarından görmekteyiz.

Yıllar önce çalıştığım bir kurumda bize seminer için gelen bir hoca, o yıllarda Türkiye’nin Cumhurbaşkanı danışmanı idi, aynı zamanda İsviçre vatandaşı idi, dinlenme anında bana gelen bir telefonda ben Kürdçe konuşunca bazı arkadaşlar şaşırdı ve tepki gösterenler oldu, hatta bazıları şunu söyledi bu dilin konuşulmasını yasaklamak lazım dedi (Benim tepkim ayrı).

Seminer için gelen hocanın ismi Halim bey idi, şunu söyledi, yasaklama 12 eylül döneminde ve 60’lı yıllarda denendi ama bu ülkeye bölünme sebebi olacağı için yasağı kaldırdılar dedi ve başından geçen bir olayı anlattı.

“Ben 7 yaşında İsviçre’ye gittim, sanırım 60’lı yılların sonuydu. Bir gün Türk arkadaşlarımla parkta oynarken Türkçe konuştuğumuz fark edilmiş, polisler bir gün gelip bizi topladı ve karakola götürdü, çok korktuk, sebebine gelince ülkemizde polisten korkulurfu çünkü.‘’                                                                                                          “Adreslerimizi, kaç aile  olduğumuzu sordular ve bizi aldıkları yere bıraktılar, birkaç gün sonra bize özel Türkçe ders veren sınıflar açtılar, okulumuzu kendi dilimizle okuduk, ama onların dilini de okuyorduk‘’ dedi.                                                                                                                          Hoca sonradan şunu söyledi; ‘’Ben üniversiteye giderken, oranın yerlisi bir hocama sordum başımdan geçen bu olayı, çünkü o merak hep içimde kalmıştı.‘’

‘’Hocanın verdiği cevap ilginçti. Bu ülkemizin zenginleşmesinin önemli sebebi ve altyapısıdır, farklılıklar zenginliktir‘’ dedi.

Bu anlattığım olay sonradan göç ederek oraya giden bir grup, Kürdler Ortadoğu ve Anadolu’nun yerleşik halkı ve zengin bir dil ve kültüre sahip halktır, üstelik Anadolu’yu da Türkiye’deki diğer kesimlerle beraber işgalden kurtarmışlardır.

Maruz kaldıkları durum onları çağın gerisinde bıraktığı, ekonomik olarak geri bırakıldıkları ve aynı zamanda ülkenin fakirleşme ve geri kalma sebebi olmasına rağmen Kürderin toplum olarak varlıkları ve zenginlik sebebi olacak kültürleri ise pranga altındadır.

Genel hatları ile anayasa, hukuk ve farklılıklara değindikten sonra, Türkiye’ye baktığımız zaman yüzyıldır halen bir sivil ve çoğulcu anayasayı hayata geçirmemiş, en önemlisi ise bu konuda toplumsal bir talebin olmadığı gibi, kendilerini demokrasi gücü olarak tanıtanların büyük kesimi ise (CHP ve bazı sol gruplar) anayasa ve demokrasi konusunda en büyük engelin  kendileri olduğunu görmekteyiz.

İlk dört madde zaten demokrasiyi, hukuku ve çoğulculuğu engellemek için vardır, ortak konsensüs ise bunun üzerindedir, Türkiye’de demokrasi mücadelesi ve talebinin olmadığını açık olarak gözler önüne sermektedir.

Böyle bir durumda Türkiye’de yaşayan Kürdler ve siyasetleri nasıl bir yol izlemelidir.

Kürd siyasetinde maalesef ortak bir konsensüsün olmadığını görmekteyiz, bu olmadığı halde herkes kendi tarafından birlik çağrıları yapıyor, gerçekleşemediği için de şikayet edildiğini görmekteyiz.

Benim görüşüme göre Kürd siyasetinin öncellikli adımı birlik değildir, her şeyden önce Kürd siyaseti resmi siyaset tarafından bir abluka altında, yetmişli yıllarda bu biraz kırıldı, bunu fark eden egemen güçler bu sefer, PKK üzerinden içeriden kuşatma altına aldılar bu konuda da bazı kesimlerin doğru analizleri ve teşhirleri çoğunluk Kürd siyaseti tarafından kabul görmediği gibi, bu analizi yapanlar dar grupçulukla suçlandılar.

Doğru bir analiz hedeflenen ne ise hedefe varmanın er veya geç % 50 başarılmış sayıldığını unutmamak gerekir.

Bugün gelinen noktada Kürd siyasetinin iç kuşatma blokesi daha geniş bir Kürd siyaseti tarafından da görülmeye başladı, ancak halen kafalar karışık ve bir netleşme olmadığını görmekteyiz, dolayısıyla iç ve dış kuşatmanın son yarım asırdır birlikte olduğunu ve analizin bu şekilde yapılması halinde bir netleşmenin olabileceğini söylemek mümkündür.

İç kuşatmayı kendimizden birinin hataları olarak görürsek, bu yanlış bir analiz olur, bu da birlikteliğin önünü keser, başarı şansını da yok eder.

Kürd siyasetinde bir netleşme olmadan oluşan, oluşacak birlik HAK-PAR’ın başına gelen ayrışmalardan görüldüğü gibi bir sonuca gidemediğini görmekteyiz. HAK-PAR‘ın kararlı olarak yoluna devam etmesi ayrı bir konu.

Kürd siyasetinde ikinci bir husus, Türkiye’nin ‘’demokrasi mücadelesi’’ konusunda bir karışıklık olduğunu bu konuda kafaların karışık olduğunu görmekteyiz.

Kürdler açısından bakıldığı zaman, çoğulculuğu kabul görmeyen bir anayasa konusunda, o ülkede bir talep yoksa orada demokrasi mücadelesinden bahsetmek zordur, demokrasi Kürd sorunun çözümünden geçtiğini, esasında onlarda en az Kürd siyaseti kadar bilmelerine rağmen, resmi ideolojiden vazgeçmedikleri sürece  bunun demokrasi mücadelesi olamayacağını herkesin bilmesi lazım.

Kürd siyasetinin bütüncül olarak, bu konuda da netleşmeye ihtiyacı vardır, bu olduktan sonra birlik kendiliğinden herkesin kapısını çalar ve yoluna girer.

Ayrıca Kürd siyasetinin, netleşmesi için, var olan taleplerinin ötesinde (Bağımsızlık, Federasyon gibi) bu taleplerini göz ardı etmeden, kurumsallaşmaya ihtiyacı vardır, siyasi kurumsallaşma beraberinde çalışma planı getirir.

Kurumsallaşan Kürd siyaseti, çalışma planı rehberliğinde, kısa, orta ve uzun vadeli  program hedefleri ile ve hedef analizleri yaparak karmaşıklığa ve sloganvari  taleplerinden vazgeçerek sistematik bir yapı ile ilerler.

Kurumsallaşan siyaset, dünyada, bölgede ve konumunda var olan gelişmeleri, organları üzerinden okuyarak, gelişmelerle ilgili siyaset üreterek, siyaset sahnesinde yerini alır.

Bütün bunlar egemenlerin ısrarla Kürd siyasetine alan bırakmadan şiddettin yolunu açtıklarını görerek, demokratik ve legal siyasetten sapmadan yoluna devam etmelidir.

Sonuç olarak; Kürd siyaseti, acilen iç  kuşatmaya karşı netleşerek, Türkiye’nin demokrasi mücadelesi konusunda kendini gözden geçirerek, bu konuda 70’li yıllardan beri Kürd siyaseti hatalar yapmaktadır, bir hükümetin gitmesi, başka bir hükümetin gelmesi demokrasi geliyor olarak adlandırılmamalıdır.

Kurumsallaşan Kürd siyaseti kitleselleşerek, öncelikli taleplerini planlayarak hayatın her alanında ulusal demokratik mücadeleden taviz vermeden, uluslararası siyaseti okuyarak beraberlikleri sağlayarak yol almak zorundadır.

Kürd ulusal kazanımları sağlandıkça demokrasi talebi Türkiye’nin gündemine gelir. Henüz demokratik bir anayasa istemeyen bir toplumun demokrasi mücadelesi zaten yok hükmündedir.

***Konuk Yazarlar bölümünde ifade edilen görüşler hakpar.org.tr’nin politikalarından bağımsız, yazarın kendisini bağlamaktadır***

İlgili İçerikler

İletişimde Kalın

23,139BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
3,247TakipçilerTakip Et
0AbonelerAbone

Son Eklenenler